İşim gereği değil keyfim gereği taksiye binerim…
Bu konuda müsrifim.
Bir itirazım yok.
*****
Jurgen Habermas’ın aksine benim için kamusal alan taksilerdir zira…
Taksicileri de severim aslında.
Muhabbetlerinden ötürü.
Nasıl ki Habermas 18’inci yüzyılda Fransa’daki "café"lerde (coffee houses) geçen diyalogları kullanmış ise bende, naçizane, taksicilerle konuşarak kendi kamusal alanımı yaratırım kendi çapımda.
*****
“Atma recep din kardeşiyiz” dedirten taksici sayısı çoğunlukta olsa da, “yok yahu hakikaten böyle mi yürüyor bu iş” dedirten taksici sayısı da azımsanamayacak ölçüdedir.
Ölçüyü kaçırmadıkları sürece her türlü bilgiyi almak pekâlâ mümkündür.
*****
Şöyle bir örnek vereyim dilerseniz…
*****
Geçen gün bir taksici amca ile -çok derin bir konu üzerinde- görüş alışverişinde bulunduk.
Yaklaşık 20 dakikalık yol göz açıp kapayıncaya kadar bitti.
Ama konu bitmedi.
Doğal olarak bizde işi uzatıp birkaç dakika da evin kapısında muhabbete devam ettik.
Etik kurallar gereği kaynağımı açıklamayacağım, lütfen ısrar etmeyin.
*****
Meraklandınız mı?
Bence meraklanın...
Ama?
“Saadetim” tarif edilemezdi desem belki bir ipucu olur.
*****
Günlerce üzerinde yazılıp, çizilen hatta gençlik kolları başkanı da Şevket Kazan olsun denilerek dalga geçilen “Saadet Partisi’ndeki Erbakan Operasyonu”na başka bir boyuttan bakmamı sağladığı için ismini veremediğim taksici amcaya çok teşekkür ediyorum.
Gerçekten ilginç şeyler anlattı.
Operasyonun iç yüzünü tokat gibi yüzüme yüzüme vurdu!
*****
Necmettin Erbakan’ın aile bireylerini neden Saadet Partisi’nin başına geçirmek için bu kadar delice bir çaba gösterdiğini hiç düşündünüz mü?
Ben düşündüm.
“Acaba” dedim, “bir iktidar ışığı mı gördüler” ya da “Numan Kurtulmuş’u çok mu pasif buldular”
Hiçbiri değilmiş.
Sebep “tamamen duygusal”mış!
Yanılmışım.
*****
“Abi” dedi taksici, “benim bir amca çocuğum Fransa’da yaşıyor. Kardeşi de Almanya’da. Almanya’da yaşayan amca çocuğu düzenli olarak Saadet Partisi’ne para yardımında bulunuyor. Bir gün Fransa’da yaşayan abisi isyan etti. ‘Bu parayı ailene harcayacağına neden Erbakan’a veriyorsun’ diye sorunca bizim küçük emmioğlu ‘ abi ben çok para harcadım bu partiye, Erbakan’a malım mülküm feda olsun’ dedi.”
Ağabey, kardeş arasındaki iplerin bu konuşmadan sonra koptuğunu da kısa sohbetimizin sonunda öğrendim.
*****
Şaşırmadım.
Sadece unutmuştum birden hatırladım.
Aklıma Uğur Mumcu’nun Rabıta kitabı geldi.
Ve deyim yerindeyse dank etti.
Hatırlarsınız DSP’nin kasasındaki paraların çokluğundan bahsediliyordu bir zamanlar.
Ve parti içerisindeki liderlik savaşının da “kasa” için olduğu dile getiriliyordu.
Ve hatta Zeki Sezer’in “olaylı” ayrılış sürecine de parti kasasından yapıldığı ileri sürülen harcamalar damga vurmuştu.
*****
Saadet’teki yorgan kavgasının da nedeni anlamış oldum.
Açıklayalım.
AKP’nin yurtdışındaki gurbetçilerin parasına ihtiyacı yok.
Milli görüş gömleğini çıkarttık diyerek zaten o kapıyı kapattılar.
Onlar, Anadolu Kaplanları olarak adlandırılan İslami Anadolu Burjuvazisi ile anlaşma yoluna gittiler.
Şimdi, 80’li yıllardaki ANAP iktidarından farklı olarak, Türkiye’de sermayenin İslami dönüşümü gerçekleşiyor.
Tıpkı kamusal alanın yeniden yapılandırılma süreci gibi.
*****
Gerçek şu ki; sadece Almanya’da 3 milyona yakın Türk nüfus yaşıyor.
Ve çoğunluk, hiç şüphesiz, -giderek artan bir güçle- Milli Görüş’ün etkisinde.
Milli Görüşün Türkiye’de öz yuvası da Saadet Partisi.
Koyun bu parametreleri alt alta. Toplayın. Çıkartın. Çarpın. Bölün.
Sonuç değişmez bir biçimde Saadet Partisinin kasasını işaret ediyor.
Öyle anlaşılıyor ki, “Milli Görüş” davası uğruna her yıl, milyonlarca avro Türkiye’ye, daha doğrusu, Saadet Partisi’ne akmaya devam ediyor.
*****
İşte Saadet Partisi’ndeki kayıkçı kavgasının ana sebebi budur.
Numan Kurtulmuş’un bu paraya tenezzül ettiğini düşünmüyorum ama iştahı kabaranların olduğu da yadsınamaz bir geçek olarak tam karşımızda duruyor!
Biliyorsunuz Erbakan Milli Nizam Partisi kurulurken “Hak Geldi Batıl Zail Oldu” sloganıyla meydanları inletirken, bugün anlıyoruz ki “Avrolar gelmiş, Kurtulmuş zail olmuş”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder