24 Ocak 1993…
Uğur Mumcu arabasına konan bomba sonucu hayatını kaybetti…
Bu iş “Amerika’nın işi” dendi.
Ardından gülen insanlar çıktı…
Oysa ben ağlıyordum; hiç tanımadığım birisi için.
Küçüktüm; ama onun gibi korkusuz bir gazeteci olmak istiyordum.
***
17 Şubat 1993…
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’i Diyarbakır’a götürecek olan uçak Ankara’da düştü…
“Buzlanma” diye açıklama yaptılar; üstelik düşen uçağın dumanı daha henüz tüterken.
Oysa bu iş “Amerika’nın işi; suikasttır” diyenler çıktı.
Bir baktım “suikast” diyenlere, katıla katıla gülen insanlar çıktı!
Ben ağladım!
Küçüktüm; ama terörün tam ortasında büyüyordum.
***
Aradan uzun yıllar geçti… Büyüdüm!
***
Sıcak bir Haziran günü, bir gecekonduda el bombaları ele geçirildi.
Tarihin en büyük çete operasyonu başlatıldığı bildirildi…
Aradan birkaç hafta geçti, adına da Ergenekon denildi…
Cumhuriyet tarihinin sözde en büyük çete operasyonunun kod adına, Türk tarihinin en büyük destanlarından birini layık görmüşlerdi!
Şaşırdım…
Bu “siyasi bir davadır; amaç laik cumhuriyeti ortadan kaldırmaktır” diyenler oldu, dediklerine pişman oldular.
Bir de baktım hepsi birer ikişer Silivri’nin yolunu tutmuşlar!
Uzun kalmazlar, nasılsa gerçekler anlaşılır çıkarlar dedim…
Fena halde yanılmışım…
Yargılan(a)madan, suçunu öğrenemeden, üstüne atılan çamuru temizleyemeden hayatını kaybeden Kuddusi Okkır’ı gördüm.
Ürktüm…
Demokrasi havarisi kesilenlerin, nasıl vahşi hayvanlara döndüklerini gördüm.
Ürperdim…
Örgütün kasası diye içeri atılan “işadamı” Okkır’ın parasızlıktan cenazesi kaldırılamadı, bu durumu ona reva görenler adına Müslümanlığımdan utandım…
***
Ve bugün…
İşler çığırından çıktı…
Her gün yeni bir iddia…
“Özal Suikastının ardında kimler var?”
“JİTEM mi öldürdü?”
“Eşref Bitlis’i JİTEM öldürmüş”
Vesaire, vesaire, vesaire…
Zamanında çeşitli suikast iddialarına gülenler, bugün “Gladio aşağı, Gladio yukarı” derken içimden fena halde “hadi lan oradan” diyorum…
Bir zamanlar övdükleri Türk Ortodoks Kilisesine, bugün; cemaati olmayan “Kökten Kuvvacı” diyen zavallıları gördükçe midem bulanıyor…
Kuvva-i Milliye düşüncesini aşağıladıklarını sanan bu zavallılara diyecek bir söz bulamıyorum…
Eli kanlı terör örgütünü, Ergenekon davasının içine dâhil ederek meşrulaştırmaya çalışan bu insan müsveddelerini gördükçe umutsuzluğa kapılıyorum.
Demokrasi adına; milletin ırzına geçenlerin, özel hayatı; hukuk, mukuk hatta guguk tanımadan ihlal edenlerin, çok güzel kelime oyunlarıyla, her işin içinde bir “gatakulli” bulanların “muteber insan” muamelesine tabi tutulduğunu gördükçe, “her koyun kendi bacağından asılır” demekten kendimi alıkoyamıyorum…
Dağdaki çobanları severim ama şehrin ortasındaki bu çobanları gördükçe insanlığımdan utanıyorum…
Ve son söz;
Geçenlerde Hüseyin Gülerce’nin Zaman gazetesindeki köşesinden Fethullah Gülen’in bir arı için döktüğü gözyaşlarını anlatan yazısını okurken, ilk kez; yıllar boyunca ağladığım olaylara gülenlere, bu seferde ben güldüm…
Hem de onlar ağlarken!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder