Bir fırtına koptu gidiyor… Vay efendim Emil Kusturica nasıl olurda Türkiye’ye çağırılır…
Nasıl çağırılmaz?
Neden çağırılmaz!
Bal gibi çağırılır…
Bakın; tıpış tıpış, paşa paşa bu yılın Haziran ayında da gelmişti Kusturica Türkiye’ye…
Yer, Bursa ve organizatör AKP’li belediye olunca Türkiye’den çıt çıkmamıştı…
Oysa Bursa’nın önemli bir özelliği vardır… Bilirsiniz; Bosna’daki savaştan etkilenen binlerce Boşnak bu kente ve çevresine yerleş(tiril)miştir. Kusturica bu kente geldiğinde nasıl ses çıkartmadılar anlamak mümkün değil…
Üstüne üstlük, Zaman gazetesi, Kusturica’nın Türkiye’ye gelmesinin gündemde yeterince yer bulamadığından da şikayetçi olmuş o günlerde…
Bakın 27 Haziran tarihli, Adem Elitok imzalı haberde aynen şu görüşlere yer verilmiş;
“Gündemin yoğunluğu arasında kaybolan bu konser, Bursa'da devam etmekte olan 49. Uluslararası Bursa Festivali'nde gerçekleşti. Açıkhava Tiyatrosu'nu dolduran müzikseverler, renkli kostümleriyle Kusturica ile Çingene tekno-rock grubu 'No Smoking'i de dinledi. Kusturica ve No Smoking'in seyirciler arasındaki şovları, festivalin en renkli anları arasındaki yerini şimdiden aldı. Hareketli koreografilerin yanı sıra usta yönetmenin filmlerinden de müzikler icra eden Kusturica ve No Smoking, izleyenlerden alkış aldı.”
Bitmedi…
Kusturica İsrail karşıtıymış… Okuyalım:
“Dünya gündemi ile ilgili soruları da cevaplayan Kusturica, İsrail'in Mavi Marmara gemisine düzenlediği saldırıyla ilgili olarak şunları söyledi: "Ölen 9 kişi için çok üzüldüm. Bu yalnızca İsrail'in problemi değil, Batı Avrupa'nın bir problemidir. İsrail neyi savunuyor? Bu çok karmaşık bir soru. İsrail'le ilgili söyleyecek basit bir cümlem yok."
Aynı haberin devamında Kusturica’nın Filistin ile ilgili iki film üzerinde çalıştığını da öğreniyoruz…
Ancak işin şekli, Kusturica CHP’li Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Altın Portakal film festivaline çağırılınca birden bire değişiveriyor…
Neden? Anlamak mümkün değil…
Haziran ayında Bursa’da alkışlarla karşılanan ve Mavi Marmara Gemisi’ne gösterdiği hassasiyet nedeniyle göklere çıkartılan Kusturica’nın, Bosna iç savaşında çetniklerden yana olduğu birden nasıl oluyor da insanların aklına geliveriyor?
Anlamak mümkün değil…
Sonunda Kusturica Altın Portakal’ın jüri üyeliğinden çekildi…
Star gazetesinin haberine göre bazı sanatçıların yaklaşımı şu şekilde oldu.
“Nedim Saban: Kusturica'nın gelişi çok büyük gafletti. Çünkü eğer bir sinemacı olarak onun filmografisi gösterilseydi, saygı duyardım. Kusturica'nın gidişiyle, Türkiye bir zafer kazanmıştır.
Lale Mansur: Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim derler. Kusturica'nın arkadaşı, Miloseviç. Bundan pay çıkartmak lazım.”
Gelelim tepkilerin perde arkasına…
“Kusturica’nın gelişi çok büyük gafletti” diyen Nedim Saban kim?
Tiyatrocu. Ancak 1967 yılında İstanbul’da doğan Saban’ı izleyiciler asıl “Dr. Stres” olarak bilir. Merhum Türkiye Musevilerinin hahambaşı Rafael Saban'ın torunudur.
Ne diyordu Kusturica; “İsrail neyi savunuyor? Bu çok karmaşık bir konu”.
Ne cevap veriyordu Saban; “Türkiye bir zafer kazanmıştır”
Neyin zaferini kazandı Türkiye? Kusturica’yı ülkeden kovarak, aşağılayarak Bosna’da gerçekleşen insanlık dramına, soykırıma mı engel olmuş oldu?
İsmet İnönü ne güzel söylemiş; “hadi canım sende”
Ama şurası bir gerçek ki, kim ki İsrail’in yüce çıkarlarına öyle ya da böyle dokunduruyor hesabı hemen kesiliyor. Bakınız; “şekil 1-a: Kusturica”
Şimdi çaktınız mı köfteyi?
Şimdi bana “bu ne faşizan bir yaklaşım” diyecek olan bir diğer ünlü şahsiyet Lale Mansur’a da buradan selamlarımı gönderiyorum. Türk siyaset terminolojisine “laikperestler” kavramını yerleştirdiği için kendisini kutlamak istiyorum öncelikle.
Malum kendisi Sezen Aksu ile birlikte “yetmez ama Evet” cephesinde büyük bir azimle savaşmış; daha fazla demokrasinin gücünü bizlere göstermişti.
Gelelim Kusturica’ya…
Ne diyor Mansur; “bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim”.
Bizde ona soruyoruz; senin arkadaşın kim? Sezen Aksu…
Sezen Aksu’nun arkadaşı kim? Goran Bregovic…
Kusturica’nın arkadaşı kim? Sırp kasabı Milosevic mi? Yetmez ama Evet… Yanına birde Goran Bregovic’i eklemek gerek!
Bakın aynen Bregovic için kurulan hayran sayfasından aktarıyorum;
“Ülkemizde daha çok Sezen Aksu'nun Düğün ve Cenaze albümünün müziklerinin bestecisi ve birlikte verdikleri konserler ile tanınan Goran Bregoviç yurtdışında yaptığı film müzikleri ile tanınıyor. İlk olarak 1978'de Mica Milosevic'in Nije Nego filmiyle film müzikleri yapmaya başlayan Bregovic'in en renkli ortaklığı yönetmen Emir Kusturica ile gerçekleşti, 1989'da Dom Za Vesanje, 1993'de Arizona Dream, 1995'de Cannes Film Festival'ini kazanan Underground ve 1998'de Crna Macka gibi Emir Kusturica filmlerinin müziklerini yaparak Kusturica ve Bregovic çok başarılı bir ikili haline geldi.”
Bir tarafta Milosevic’in arkadaşı Kusturica. Kusturica’nın arkadaşı Bregovic. Bregovic’in dostu Sezen Aksu. Ve sezen Aksu’nun “fikirdaş”ı Lale Mansur…
Şöyle bir iki kıyas yapsak doğru olur mu;
Milosevic katildir.
Kusturica Milosevic’in arkadaşıdır.
O halde Kusturica katildir.
Ya da;
Kusturica soykırımı destekliyor.
Bregovic, Kusturica’nın arkadaşıdır.
O halde Bregovic soykırımı destekliyor.
Olmaz!
Ama olurmuş gibi davrananları gördükçe olabileceğine inanmak geliyor içimden.
Ve ne ilginç tesadüftür ki, Kusturica’yı neredeyse sopalayarak yurt topraklarından kovduğumuz saatlerde Goran Bregovic İstanbul’da yağmur altında hayranlarına hoşça vakit geçirtiyordu.
Bu nasıl bir çelişkidir…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder