Uzun zamandır merak ediyorum ne zaman bu olayı da “Ergenekon Çuvalı”nın içine atacaklar diye… Üstelik yıldönümüydü geçtiğimiz cumartesi… Üstünden tam 18 yıl geçti…
***
Biraz meraklanın…
Ama günümüzden 18 yıl geriye giderseniz – basit bir matematik işlemiyle- 1992 yılına varırsınız ki, belki bu size birazcık ipucu olur.
Hani terörle mücadelenin doruğa çıktığı, Güneydoğu’nun kan gönle döndüğü, JİTEM’in esip gürlediği “O” yıllara dönün…
***
Aklınızdan yine bir “faili meçhul’ün yıldönümü” geçtiğini okur gibiyim. Medyum değilim, müneccim hiç değilim çünkü öyle bir olayı anlatacağımı düşünmenizi ben istiyorum. Ama meselemiz Güneydoğu’dan bilindik bir öykü değil!
***
Üstelik medyada tek satır bile yer almadı bu sene… Belli ki “unutulanlar dışında yeni bir şey yok”. Oysa yer almalıydı. Hatta Taraf’a manşet olmalıydı. Samanyolu TV’de, Kanal 7’de ve Haber Vakti’nde olaya ilişkin “ses kayıtları” yayınlanmalıydı.
Bir görgü tanığı aradan yıllar geçtikten sonra açıklama yapmalıydı… Ve devletin savcıları, özellikle İstanbul’da ikamet edenleri hemen “el” koymalıydı olaya… Olmadı. Ol(a)madı. Belli ki atladılar.
Yazık oldu. Oysa malzeme güzeldi. Oysa malzeme derindi. Oysa malzeme tam istedikleri gibi NATO’luktu!
***
Onlar “Eşref Bitlis” olayına o kadar çok yoğunlaştılar ki, tam Gladio işi Muavenet olayını atlayıverdiler.
Hatırlayalım ne olmuştu:
2 Ekim 1992'de Akdeniz ve Ege’de yapılan Display Determination ’92 isimli NATO deniz tatbikatında gece yarısı bir Amerikan uçak gemisinden atılan 2 füze Türk Muavenet firkateynini vurdu. Füzelerden biri kaptan köşküne, diğeri savaş harekat merkezine isabet etti. Komutanın da aralarında olduğu 5 bahriyeli şehit oldu, 18'i ise yaralandı.
***
Füzeyi ateşleyen uçak gemisinin adı Saratogaydı. Sabıkalıydı. Olaya kaza dediler. Ama kaza olması imkansızdı. Zira Muaveneti vuran “Sea Sparrow” füzelerinin kazara ateşlenmesi imkansızdı.
***
Gelelim işin Ergenekon’u ilgilendiren tarafına… Muavenet zırhlısı vurulduğunda Türkiye Çekiç Güç’ün Türkiye’deki varlığını tartışıyordu. Hükümette DYP-SHP koalisyonu vardı, Turgut Özal Cumhurbaşkanıydı.
Ve meşhur 28 Şubatçı Oramiral Güven Erkaya Donanma Komutanıydı.
Bu arada TCG Muavanet Gemisinin de ilginç bir hikayesi vardı.
Gemi donanma bünyesinde sürgün yeri olarak görülüyordu. Her ne kadar, PKK propagandası yaptığı ileri sürülen iki astsubayın yakalanması yüzünden adı “Biji Muavenet”e çıkmış olsa da, asıl ününü, dindar personeli nedeniyle “Hacı Muavanet” olarak yapmıştı.
Ve işin belki de en ilginç tarafı gemide şehit olan er Recep Akan’ın bölücü örgütün elebaşı Abdullah Öcalan’ın yeğeni olmasıydı.
***
Dedik ya cemaat bu kadar derin bir olayı nasıl atladı inanılır gibi değil… Elde bu kadar sağlam malzeme varken, Muavenet olayı nasıl Ergenekon’a bağlanmadı? Koç müzesinde bağlı bulunan emekli bir denizaltıya kilolarca patlayıcıyı saklamış olan zihniyet elbette ki Muavenet’i feda etmekten çekinmeyecekti. Üstelik adı “Hacı”ya çıkmış bir geminin vurulmasıyla bir taşla iki kuşun birden kanadı kırılmış olacaktı.
Ancak olmadı. Cemaat bu olayı böyle görmeyi atladı. Kim bilir belki de zamanında yaptıkları Amerikan karşıtı yayınlardan olsa gerek, konuyu yeniden gündeme getirmekten çekinmiş olabilirler.
Maazallah sonra okyanus ötesindeki “gren card”lar iptal ediliverir…
***
Kıssadan hisse:
Anlaşılan o ki, günümüzün yeni toplum mühendisleri gündem yaratmak için gösterdikleri yoğun çabadan olsa gerek, aslında gündem yaratmakta kullanabilecekleri “malzemeleri” gözden kaçırabiliyorlar…
Haksızlık yapmayalım, onlarda insan! Canları var; başkalarınınkini acıtsalar da…
Eskiden “her şeyi devletten beklememek lazım” denirdi ve insanlar, çaresizliğin santim santim okunduğu yüzleriyle, ekrana çıkıp; “nerede bu devlet nerede bu millet” dediği vakit cevap olarak dökülürdü dudaklarımızdan…
Oysa şimdi, “her şeyi cemaatten beklemeyin” diyorlar! “Onlar size yolu gösterdiler; izleri takip edin” diyorlar. En basit anlatımıyla artık “her şeyi devletten bekleme” formülünün yeniden yazıldığını anlatmak istiyor ve kalın kalın altını çiziyorlar; “devlet; artık cemaat”
İster beğenmeyin, ister ağlayın, ister sızlanın. Gerçek bu!
Bir önceki yazımda anlatmıştım, kulluk düzenine doğru koşar adım gittiğimizi… Bilirsiniz ki “kul” olmazsa “cemaat” olmaz! Cemaatin de sabrı, dikkati bir yere kadar.
En ufak bir dikkatsizlik, büyük bir patlamaya yol açar. Tıpkı Muavanet Zırhlısının başına gelen patlama gibi!
***
Meraklısına NOT: Konuyla ilgili olarak 1995 yılında AKSİYON dergisi tarafından servis edilen haber için bknz:
http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/newsDetail_getNewsById.action?sectionId=26&newsId=1515
Meraklısına NOT: Konuyla ilgili olarak 1995 yılında AKSİYON dergisi tarafından servis edilen haber için bknz:
http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/newsDetail_getNewsById.action?sectionId=26&newsId=1515
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder