21 Mayıs 2011 Cumartesi

“KASET” SAVAŞLARINDA UNUTULAN PERDE!

Karanlık odaklar tekrar iş başında. Türkiye’de siyaseti, insanların özel hayatlarına müdahale ederek yönlendirmeye çalışanlar yeni kasetleri piyasaya sürmekten çekinmiyorlar!

Deniz Baykal’ın CHP Genel Başkanlığından istifa etmesine neden olan görüntülerin internet sitelerinde yayımlanmasıyla başlayan süreç, 12 Haziran seçimleri öncesinde MHP üst yönetimini tehdit eden “Farklı ülkücülük” kasetleriyle başka bir boyuta taşındı. Şuana kadar 7 MHP’li yöneticinin istifa etmesine neden olan görüntüleri yayımlayanlar, MHP’li 3 Başkanlık Divanı üyesini de istifa etmemeleri halinde, ellerindeki kasetleri yayımlamakla tehdit ediyorlar.

Öte taraftan, internete düşen kasetlerin iç politika malzemesi olarak kullanılması yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor. Miting konuşmalarında siyasetin “temiz ahlak limanı” olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, “bu adamlar istifa etsin denmez, ihraç edilmeliler” diyerek tartışmaya katılırken, yapmış olduğu özel ahlak/genel ahlak tanımı da Türkiye’de zaten yüksek olan seçim tansiyonunu iyiden iyiye yükseltiyor.
***

Peki, Türkiye kaset skandallarıyla ilk kez mi karşılaşıyor?

Arşivler, “seks kasetlerinin” Türkiye için yeni bir olgu olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle 90’lar, bu tür kasetlerin tavan yaptığı yıllar olmuş! Ancak bir olay var ki, içeriği ve sonuçlarıyla diğerlerinin arasından öne çıkıyor. 

İSKİ Skandalı AŞK skandalı olunca

Hatırlanacağı üzere özel kanalların hayatımıza yeni yeni girmeye başladığı günlerde İSKİ skandalı patlak vermiş ve Türkiye belki de ilk kez bir bürokratın özel hayatına ilişkin görüntülerle tanışmıştı. Medya aracılığıyla kamuoyu gündemini “özel” görüntüler eşliğinde işgal eden İSKİ skandalı kısa bir süre sonra da Ergun Göknel’in “yasak aşk” skandalına dönüşmüştü.  

İşte bugünlerde yapılan bir açıklama dikkat çekiciydi.

İSKİ skandalının, aşk skandalına dönüşmesine tepki gösteren Refah Partisi, 2 Eylül 1993 tarihinde İstanbul İl başkanı aracılığıyla kamuoyuna şu açıklamayı yapacaktı: “60 yaşındaki adamın yatakta hangi yöntemlerle ne kadar başarılı olduğuyla, hangi restoranlarda kimlerle yemek yediğiyle uğraşmak, işi ucuz brezilya dizileri haline dönüştürmek kamuoyunu sineğin kanatlarıyla, gagasının uzunluğuyla oyalamaktır. Bu sayede sineği üreten bataklık maalesef gözlerden kaçırılmaktadır. Medya da bu işin taşeronluğunu yapmaktadır.”

Bu sert açıklamayı yapan kişi, zamanın Refah Partisi İstanbul İl başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değildi.


Refah Partisi’ni karıştıran Skandal

Aşk skandalına dönüşen İSKİ Skandalının üzerinden çok zaman geçmemişti ki, Türkiye’de yeni bir skandal daha patlak verdi. Bu kez başrolde “Refah Partisi’nin Tansu Çiller’i” denilerek ANAP’tan transfer edilen Diş doktoru Filiz Ergün vardı. Magazin haberlerine yer veren Haftasonu gazetesi tarafından ortaya atılan yasak aşk iddiasını, 18 Kasım 1993 tarihli Sabah gazetesi “Refah’ı karıştıran aşk dedikodusu” ve yine aynı tarihli Hürriyet gazetesi ise “Refah’ın Çiller’i sırılsıklam aşık” manşetiyle okuyucularına duyurmuştu.

İddiaya göre dönemin Refah Partili Güngören Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürü evli ve dört çocuk babası Sabahattin Yayla, yine Güngören Belediyesi’nin ANAP’lı meclis üyesi Filiz Ergün ile dişlerini yaptırmak için gittiği Ergün’e ait muayenehane’de tanışmış ve aralarında yakınlık doğmuştu. Kısa zamanda alevlenen bu yakınlık aşka dönüşmüş, durumdan rahatsız olan Sabahattin Yayla’nın kızı Derya Yayla’nın da olayı Haftasonu gazetesine anlatması sonucunda ikili arasındaki ilişki kamuoyuna yansımıştı.

Olayın ortaya çıkmasından sonra Sabahattin Yayla evine çekim için gelen İnterstar ekibinin gözü önünde “Evet Filiz Hanımla yattım” diyerek karısını tekme tokat dövmüş ve büyük bir rezaletin de altına imzasını atmıştı.

O günlerde yaşananlara büyük tepki gösteren Milli Gazete yazarları Ergün ve Yayla arasındaki aşk iddialarını “Refah Partisi’ne yönelik bir komplo” olarak değerlendirmişlerdi.

Hatta o zamanlar Milli Gazete yazarlarından biri olan AKP Adıyaman milletvekili adayı Mehmet Metiner, köşesinde Filiz Hanım konusunu ele almış ve “Filiz Ergün, RP’li olmasaydı!” başlıklı yazısında şu görüşleri dile getirmişti: “…şimdi Filiz Ergün, RP’li olmanın cezasını çekiyor. O malum çevreler Filiz Ergün’e ‘oyunu bozmanın’ veya ‘oyuna çomak’ sokmanın ne demek olduğunu gösteriyorlar. Ellerinde bulundurdukları kitle iletişim araçlarıyla Filiz Ergün’ün üstüne üstüne gidiyorlar.”

Metiner yazısında ayrıca Filiz Ergün’ün “cinsel özgürlüğünün” de İnter-star muhabirinin sorduğu saçma sapan sorular ve uyduruk haberler yüzünden saldırıya maruz kaldığını da vurguluyordu.  

Ancak esas bombayı başka bir Milli Gazete yazarı patlatacaktı.

Hedef aslında Recep Tayyip Erdoğan’dı!

25 Kasım 1993 tarihli Milli Gazete’de İlhan Demir imzasıyla çıkan yazıda yer verilen iddiaları tekrar yayınlıyoruz:

Bu iftira olayından sonra yaptığım araştırma oldukça ilginçti. 12 Eylül öncesinde reklam işleri ile uğraştığım için basında üst mevkilere gelmiş bir sürü dostum var. Gerçi bunlar Refahçı değildir ama ne ben onların yaşantılarına karışırım ne de onlar beni kendilerinden ayrı görürler. Farklı görüşlerde olmamız dostluğumuz için hiçbir zaman engel teşkil etmemiştir. İşte böyle dostlarımdan birini aradım. Akşam söylediği yerde buluştuk. Söz verdiği gibi bu iftira olayını araştırmıştı.Oğlum bu iş basit bir iş değil. Dört gazete var bu işin arkasında. Olay büyük bir tezgâh. Bu işte büyük paralar dönüyor’ deyince ‘Biz de biliyoruz büyük bir tezgâhın arkasında neyin olabileceğini’ dememle adeta hopluyor yerinde. Aramızdaki samimiyete istinaden acayip bir hareket yapıyor, ‘Bir halt bilmiyorsun, sadece tahmin ediyorsun’ diyor ve ekliyor: ‘Oğlum’ diyor, ‘esas tezgâh Recep Tayyip Erdoğan’a hazırlandı.’

Bu adam beni vurdurur!

İsmini açıklamadığı arkadaşından aldığı bilgileri köşesine aktaran İlhan Demir şu çarpıcı satırları da tarihe not düşüyor:

Vildan isimli konsomatris kadın gidip Refah Partisi’ne kaydını yaptıracak ve artık Refahlı olduğunu açıklayacaktı. Birlikte çalıştığı birkaç arkadaşını da Refah’a kaydettirdikten sonra ne yapıp, edip R. Tayyip Erdoğan’la bir yerlerde köşeye çekilip aniden Recep’in boynuna sarılacak ve o sırada orada bulunan foto muhabiri deklanşöre basacaktı. Ertesi gün bütün gazeteler bu haberi basınca İstanbul’da ne Refah kalacaktı, ne de R. Tayyip Erdoğan.”

Ancak yine aynı yazıdan öğreniyoruz ki, Vildan isimli konsomatris, Tayyip Erdoğan’ın Laz olduğunu söyleyerek “bu adam beni vurdurtur” diye korkarak işten cayıyor.  
***

Öyle anlaşılıyor ki, 1993’te kendisine yönelik bir “kaset” komplosundan son anda kurtulan Başbakan Erdoğan, bir zamanlar “bana ne 60 yaşındaki adamın yatak macerasından” diyerek karşı çıktığı kaset kayıtlarını, bugün iç politika malzemesi yaparak bu tür girişimlere çanak tutuyor, girişimcileri de cesaretlendiriyor!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder