15 Haziran 2011 Çarşamba

Bugün 15 Haziran...


13 Haziran sabahı…
Yolda yürüyen, nefes alan, yataktan kalkan, yatağa yatan, konuşan, kavga eden, işe giden, gidemeyen, okuyan, okuyamayan, engelli, engelsiz, köylü, şehirli, Ergenekoncu, sivil toplumcu, cemaatçi, partici, asker, polis, imam, şarkıcı, alkolik, Yeşilaycı, namuslu, namussuz, hükümlü, tutuklu, salıverilen, saldırıveren, güneyli, kuzeyli, doğulu, batılı, kıyıdan, içeriden, sağdan, soldan, Habur’dan, Tabur’dan, Avrupa Birliği’nden, okyanus ötesinden, futboldan, basketboldan, otobüse binenden, uçaktan inenden, hızlı trenle gidenden, metrobüsü kaçırandan, duble yolda lastiği patlayandan, Bolu Dağı Tünelinde 50 km ile ilerleyenden, televizyondan, gazeteden velhasıl tüm Türkiye’den…
Taraflı, tarafsız
Zengin, fakir
öyle ya da böyle
TC kimlik numarasına sahip her iki vatandaştan birinin oyunu alarak iktidar olan bir AKP Türkiye’sine uyandık mı?
Uyandık…
Hayırlı sabahlar…
***
Gelelim bugüne.
Bugün 15 Haziran.
Kulis” doluyor insan…
Önce Tarhan Erdem… Ne diyor her şeyi bilen yüksek erdem?
Erdoğan 4 sene sonra siyaseti bırakacak
Hemen atılmış başlık; “Tarhan Erdem’den inanılmaz kehanet” diye.
Ne diyor Erdem özetle;
Bu meclis yeni anayasa yapamaz; başkanlık sistemini getiremez.” “Erdoğan Cumhurbaşkanının yetkilerini artırmadan o makama oturmaz.” “AKP tüzüğü 4’üncü dönem üst üste aday olmayı engelliyor, Erdoğan 2014’te aday olamaz.” “Erdoğan Tüzüğü değiştirmez.” “Başkanlık sisteminin olmadığı yerde 2023’e kadar mücadele etmez. 2014’e kadar yapar yapacağını çekilir köşesine, geçer tarihe
Burada kesip, özetin de özetini geçiyorum müsaadenizle…
“Tayyip Erdoğan yetkiyi tek elde toplayıp padişah olmaz; sonunu getirmez(miş) parlamenter sistemin”.
Yerseniz.
***
Gelelim anamuhalefete.
CHP’ye.
Daha sandıklar açılmadan çekilmiş ipi.
Şimdi kurultay tahminleri yapılıyor sürekli.
Buradan milli piyango idaresi yetkililerine sesleniyorum;
Boş verin siz Lotonun Süperini, Sayısalını…
Verin 10 milyon lirayı
Bilen ilk kişiye…
CHP’nin yeni genel başkanını…
***
Bugün 15 Haziran.
Yüzde 50’lik AKP iktidarının ilk güneşli günü…
Basın pırıl pırıl. Televizyonlar cıvıl cıvıl.
Hava mis, İktidar turp gibi.
Tarhan Erdem’de rahatlattı bizi.
Kafaları kurcalayan tek soru; kim olmalı CHP’nin yeni patronu?
Baykal mı? Sav mı? Tekin mi yoksa Sarıgül mü?
***
Bugün 15 Haziran.
Yüzde 50’lik AKP iktidarının ilk Çarşambası.
MHP ve BDP kendi derdinde.
Basın vantilatör olmuş,
Üfürdükçe, üfürüyor.
füüüffff…
füüüffffff …
füüüffffffff   

26 Mayıs 2011 Perşembe

Gladyo’nun Türkiye Şubesi İş Başında

12 Haziran genel seçimlerine günler kala terör kanlı yüzünü bir kez daha İstanbul’da gösterdi. Etiler’deki İETT durağına yerleştirilen bombanın patlaması sonrası ortaya çıkan bilanço ürkütücü: 2’si ağır 7 yaralı.

Saldırıda şuana kadar bir can kaybı olmaması ise tek teselli gibi gözüküyor! Aslında bunun beklenen bir saldırı olduğu; Emniyet birimlerine özellikle büyükşehirlerde provokatif saldırılar olacağı yönünde istihbarat bilgilerinin ulaştığı da günlerdir yazılıp çizilen bir gerçek!

Akıllara gelen soru ise “provokatif eylemler hususunda” emniyet birimlerine ulaşan böyle bir bilginin –gerçekten- olup olmadığı! Eğer saldırı istihbaratı varsa ve müdahalede geç kalınmışsa, polisin gelen istihbarata yönelik reaksiyon süresi tartışma konusu olur. Bu tartışmalar, olayın vahim bir yönü olarak tarihe not düşülür; toz duman yatıştıktan sonra unutulur gider.

Öte taraftan aynanın görünmeyen yüzü ise daha karanlık!

Patlamanın üzerinden henüz dakikalar geçmiş olmasına rağmen, ihale usulü çalışan bazı çevreler ellerindeki senaryoları piyasa sürmeye başladılar bile. Elimizdeki adayları alt alta koyalım.
    -Saldırıyı PKK gerçekleştirdi.
    -Saldırıyı KCK gerçekleştirdi.
    -Saldırıyı Ergenekon gerçekleştirdi.

Aslında bu çevrelere göre adres tek!

Ergenekon sürecinin başından itibaren PKK’yı aslında derin devletin maşası olmuş, içi boş bir siyasal örgüt gibi gösterme gayreti içine giren FLADYO unsurları olduğu bilinen bir gerçek. PKK’nın üstüne yapışan bu “işbirlikçi” kimliğinden sıyrılmak için Kürt sorununu siyasi ve meşru zemine çekmek gayreti içine girdiğini; ancak yine kendi içinde bulunan Ergenekon bağıntılı derin PKK’nın bu duruma müsaade etmediğini ve derin örgütün şehir yapılanması olan KCK aracılığıyla provokatif eylemlere giriştiğini yazıp durmuyorlar mı?

O halde adına ister PKK, isterseniz de KCK deyin; FLADYO’ya göre adres hep Ergenekon’u gösteriyor! Ancak akılları karıştıran sorular şunlar:


-
PKK terör örgütünün üstlendiği bütün provokatif eylemleri Ergenekon’a ihale etmeye çalışanlar neden bizlere geçerli kanıtlar sunamıyorlar?

-Bugüne kadar sayısız Ergenekon dalgasında gömülü ele geçirilen silahların hiçbirinin PKK-KCK menşeli eylemlerde kullanılmadığı ortada iken, hayali terör senaryoları üzerinden kargaşa ortamı yaratmaya çalışanlar PKK-Ergenekon bağını neden sadece kişilerin sözde ilişkilerine dayandırıyorlar?

Bu soruların da cevabı tek! Ellerinde yazılmış senaryolardan başka bir bilgi yok! Aslında Ergenekon diye bir örgüt de yok! Nereden bakarsanız bakın bugün Türkiye’de ortaya konan oyun tam bir komedi!

Nasıl olmasın? Günlerdir derin PKK’nın Ergenekon ile işbirliğinde yeni bir sayfa açtığını ve hatta bu iddialarını bir adım ileri taşıyıp; askerin de PKK ile anlaşarak, örgütün eylem pratiğini polis hedefleri üstüne yönlendirdiğini yazanlar var!

Hatırlayın daha birkaç gün önce “her şeyi önceden bilen adam” köşesinden ne buyurmuştu?

Şırnak’ta ölü ele geçen 12 PKK’lının aslında o çatışmada öldürülmediğini; bu grubun Kastamonu’da bir polisin şehit edilmesi eylemini gerçekleştiren ve eylem öncesinde sınırdan geçmelerine askerce müsaade edilen grup olduğunu; kullandıkları silahlar ve aldıkları eğitim bakımından özel ellerin bu birime dokunduğunun ortada olduğunu; bu grubun Bolu ve Karabük’te yeni eylemler hazırlığı içinde olduğunu kim yazmıştı?   

Bu iddiaları dile getirenlerin eski polislerden oluşması da ayrıca dikkat çekici. O yüzden Etiler’de gerçekleşen bombalama olayına da bu çerçeveden bakmak gerek!

Bakın İstanbul Emniyet müdürü diyor ki; olay polise yönelik. Nasıl anlıyor Emniyet müdürü şıp diye bu gerçeği? Çünkü Etiler Polis koleji patlamanın olduğu bölgeye çok yakın(mış). Olaya yakınlık uzaklık ölçüsüyle bakacak olursak, sosyetik simaları görmeye alışkın olduğumuz Akmerkez de patlama yerine çok yakın! O halde hedef “Seda Sayan’dı” mı diyeceğiz?

Seda Sayan demişken aklıma İbrahim Tatlıses geldi. Tatlıses’e yönelik suikast girişiminin de PKK’nın bir başka yapılanması olduğu iddia edilen TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) tarafından gerçekleştirildiği bizzat devlet kanalı TRT tarafından kamuoyuna duyurulmamış mıydı?

Ne oldu sonra?

Başbakan Erdoğan, hastanede Tatlıses’i ziyaret etti; AKP’den milletvekili adayı olabilmesi için gerekli başvuru belgesini Tatlıses’in elinden aldı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç yoğun bakımda Tatlıses’e olan sevgisini dile getirdi; AKP sözcüleri Kürt sorunun çözümüne ilişkin girişimlerini kanal kanal yeniden anlattılar. Ve İbrahim Tatlıses’in milletvekilliği adaylık başvurusu kabul edilmedi, kendisi de apar topar Almanya’ya tedavi için gönderildi! TAK isimli örgüt unutuldu!

Oysa Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) isimli örgütün internet üzerinden yayımladığı açıklamada TRT’ye yönelik suçlamalarda bulunuluyor ve “Şu açıkça bilinmelidir ki  bu tür haberlerle AKP'nin bu şekilde  yalan ve kirli yüzü bir kez daha ortaya çıkmıştır.  Olayın oluş biçimi ve sonuçları ve içine girilen bu son oyun, İbrahim Tatlıses’e yapılan saldırının tamamen önceden planlanmış ve gerçekleştirilmiş bir kontrgerilla eylemi olduğunu göstermektedir” deniliyordu.

Peki, ben neden bu TAK üzerinde duruyorum?

Çünkü biliyorum ki birileri çıkacak, “Olayı PKKErgenekon çizgisindeki KCK işlemiştir” diyecek ve kısa süre içinde yeni Ergenekon ve KCK eş zamanlı operasyonları düzenlenecek.

Ancak eylem pratiklerine bakıldığında olayın faillinin Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) olduğu akla ve mantığa daha yakın. Hemen küçük bir not; bu analizden KCK'nın kutsandığı ve sütten çıkmış ak kaşık olduğu anlaşılmasın. Ama bu eylem onların işi değil!

Bu arada mutlaka okurken dikkat etmişsinizdir; “FLADYO” ne ola ki diye! Hemen açıklayayım. Ergenekon’u, Gladyo’nun Türkiye’deki derin devlet yapılanması olarak takdim eden F tipi örgütlenmenin adıdır FLADYO!

Başka bir deyişle, Gladyo’nun bizzat Türkiye’deki şubesidir!    

Bekleyelim görelim, yarın kim, neyi yazacak!


25 Mayıs 2011 Çarşamba

SOSYAL MEDYA’DA CHP VAR!

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte Cumhuriyet Halk Partisi’nde büyük bir değişim göze çarpıyor. Yıllardır seçim meydanlarında, yaptığı “laiklik ve Atatürk” vurgusuyla seçmenlere “yeni ve geçerli politikalar” sun(a)mamakla eleştirilen CHP, kabuğunu kırıyor mu?

Özellikle sosyal medya mecralarını gözle görülür bir şekilde etkin ve etkili biçimde kullanmaya başlayan CHP, genç seçmenlere göz kırpıyor. Bugüne kadar yayınlanan reklamlarla milyonlarca kişiye ulaşmayı başaran CHP’nin temel stratejisini ise “sosyal politikalar” oluşturuyor.

12 Haziran seçimleri yaklaşırken siyasi rakiplerinden önce davranarak “Aile Sigortası” ve “Türkiye’de hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek” temalı reklamlarla seçmene ulaşan ve büyük ses getiren CHP’ye yanıt AKP’den gelmişti. “Bolu Dağı Tüneli” ve “Havayolları, Halkın yolu oldu” temalı reklamlarla oy oranını artırmak isteyen AKP, karşısında beklemediği bir güç buldu: CHP Sosyal Medya grubu.     

Partiler arası propaganda savaşına hazırladıkları videolarla internet üzerinden katılan CHP Sosyal Medya Grubu ibreyi CHP lehine çevirirken, “Çılgın projeler”i kamuoyuna açıklayan Başbakan Erdoğan’a da http://birislikdasencal.net üzerinden mesaj gönderiyorlar.  

İşte AKP’nin “Bolu Dağı” temalı seçim propagandasına karşı CHP’nin sosyal medya takımının hazırladığı o reklam…    



24 Mayıs 2011 Salı

Siyaset’te “Kaset” söylemi




Günlerdir…
Kaset aşağı, kaset yukarı,
Sar ileri, al geri,
Kaset konuşuluyor!
Pes!
***

Oysa sorun kaset değil.
Sorun kasetin içindekiler de değil!
İster “okyanus ötesi”nden gelsin
İster “Akdeniz”,
İsterse “Marmara”, “Ege”, “Karadeniz”
Ne fark eder?
Sorun, siyaseti şekillendirmek için “kaset” kullanımına siyasetin verdiği “evet” cevabı değil midir?
***

Özel hayat nedir?
Genel hayat neye denir? diye düşünüp…
üşenmeden, oturup açılım yapan…
üstelik…
ve dahası…
kamusal alan/özel alan arasındaki “ihtilafı” bile ortadan kaldıramayan siyaset kurumunun,
el, bel, dil” üçlemesinde yeni bir söylem geliştiren siyaset dili değil midir sorun?
***

Söz konusu kaset olunca,
Kullanılan dilin bayağılaşması,
Açıklamaların basitleşmesi,
Şerefin, haysiyetin pervasızca yakası açılmadık imaların içine serpilmesi
Ve dahi,
en yakası açılmadık “İçerik analizleri”nin kulislerde yapılması,
 “yeni siyasetin, yeni söylemi” olarak kabul görmeli midir?
***

Açıkça,
Namussuzca,
Alçakça,
Birileri çıkıp beni tehdit ettiği vakit,
Siyasi iktidar “beni”;
sen” ve “o”nun yanına eklemlenmiş basit bir kişi zamiri olarak algılarsa…
Gereğini yapmazsa…
Tehdit’i ortadan kaldırmazsa…
Ne olur?
***

Yaşayıp göreceğiz!




21 Mayıs 2011 Cumartesi

“KASET” SAVAŞLARINDA UNUTULAN PERDE!

Karanlık odaklar tekrar iş başında. Türkiye’de siyaseti, insanların özel hayatlarına müdahale ederek yönlendirmeye çalışanlar yeni kasetleri piyasaya sürmekten çekinmiyorlar!

Deniz Baykal’ın CHP Genel Başkanlığından istifa etmesine neden olan görüntülerin internet sitelerinde yayımlanmasıyla başlayan süreç, 12 Haziran seçimleri öncesinde MHP üst yönetimini tehdit eden “Farklı ülkücülük” kasetleriyle başka bir boyuta taşındı. Şuana kadar 7 MHP’li yöneticinin istifa etmesine neden olan görüntüleri yayımlayanlar, MHP’li 3 Başkanlık Divanı üyesini de istifa etmemeleri halinde, ellerindeki kasetleri yayımlamakla tehdit ediyorlar.

Öte taraftan, internete düşen kasetlerin iç politika malzemesi olarak kullanılması yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor. Miting konuşmalarında siyasetin “temiz ahlak limanı” olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, “bu adamlar istifa etsin denmez, ihraç edilmeliler” diyerek tartışmaya katılırken, yapmış olduğu özel ahlak/genel ahlak tanımı da Türkiye’de zaten yüksek olan seçim tansiyonunu iyiden iyiye yükseltiyor.
***

Peki, Türkiye kaset skandallarıyla ilk kez mi karşılaşıyor?

Arşivler, “seks kasetlerinin” Türkiye için yeni bir olgu olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle 90’lar, bu tür kasetlerin tavan yaptığı yıllar olmuş! Ancak bir olay var ki, içeriği ve sonuçlarıyla diğerlerinin arasından öne çıkıyor. 

İSKİ Skandalı AŞK skandalı olunca

Hatırlanacağı üzere özel kanalların hayatımıza yeni yeni girmeye başladığı günlerde İSKİ skandalı patlak vermiş ve Türkiye belki de ilk kez bir bürokratın özel hayatına ilişkin görüntülerle tanışmıştı. Medya aracılığıyla kamuoyu gündemini “özel” görüntüler eşliğinde işgal eden İSKİ skandalı kısa bir süre sonra da Ergun Göknel’in “yasak aşk” skandalına dönüşmüştü.  

İşte bugünlerde yapılan bir açıklama dikkat çekiciydi.

İSKİ skandalının, aşk skandalına dönüşmesine tepki gösteren Refah Partisi, 2 Eylül 1993 tarihinde İstanbul İl başkanı aracılığıyla kamuoyuna şu açıklamayı yapacaktı: “60 yaşındaki adamın yatakta hangi yöntemlerle ne kadar başarılı olduğuyla, hangi restoranlarda kimlerle yemek yediğiyle uğraşmak, işi ucuz brezilya dizileri haline dönüştürmek kamuoyunu sineğin kanatlarıyla, gagasının uzunluğuyla oyalamaktır. Bu sayede sineği üreten bataklık maalesef gözlerden kaçırılmaktadır. Medya da bu işin taşeronluğunu yapmaktadır.”

Bu sert açıklamayı yapan kişi, zamanın Refah Partisi İstanbul İl başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değildi.


Refah Partisi’ni karıştıran Skandal

Aşk skandalına dönüşen İSKİ Skandalının üzerinden çok zaman geçmemişti ki, Türkiye’de yeni bir skandal daha patlak verdi. Bu kez başrolde “Refah Partisi’nin Tansu Çiller’i” denilerek ANAP’tan transfer edilen Diş doktoru Filiz Ergün vardı. Magazin haberlerine yer veren Haftasonu gazetesi tarafından ortaya atılan yasak aşk iddiasını, 18 Kasım 1993 tarihli Sabah gazetesi “Refah’ı karıştıran aşk dedikodusu” ve yine aynı tarihli Hürriyet gazetesi ise “Refah’ın Çiller’i sırılsıklam aşık” manşetiyle okuyucularına duyurmuştu.

İddiaya göre dönemin Refah Partili Güngören Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürü evli ve dört çocuk babası Sabahattin Yayla, yine Güngören Belediyesi’nin ANAP’lı meclis üyesi Filiz Ergün ile dişlerini yaptırmak için gittiği Ergün’e ait muayenehane’de tanışmış ve aralarında yakınlık doğmuştu. Kısa zamanda alevlenen bu yakınlık aşka dönüşmüş, durumdan rahatsız olan Sabahattin Yayla’nın kızı Derya Yayla’nın da olayı Haftasonu gazetesine anlatması sonucunda ikili arasındaki ilişki kamuoyuna yansımıştı.

Olayın ortaya çıkmasından sonra Sabahattin Yayla evine çekim için gelen İnterstar ekibinin gözü önünde “Evet Filiz Hanımla yattım” diyerek karısını tekme tokat dövmüş ve büyük bir rezaletin de altına imzasını atmıştı.

O günlerde yaşananlara büyük tepki gösteren Milli Gazete yazarları Ergün ve Yayla arasındaki aşk iddialarını “Refah Partisi’ne yönelik bir komplo” olarak değerlendirmişlerdi.

Hatta o zamanlar Milli Gazete yazarlarından biri olan AKP Adıyaman milletvekili adayı Mehmet Metiner, köşesinde Filiz Hanım konusunu ele almış ve “Filiz Ergün, RP’li olmasaydı!” başlıklı yazısında şu görüşleri dile getirmişti: “…şimdi Filiz Ergün, RP’li olmanın cezasını çekiyor. O malum çevreler Filiz Ergün’e ‘oyunu bozmanın’ veya ‘oyuna çomak’ sokmanın ne demek olduğunu gösteriyorlar. Ellerinde bulundurdukları kitle iletişim araçlarıyla Filiz Ergün’ün üstüne üstüne gidiyorlar.”

Metiner yazısında ayrıca Filiz Ergün’ün “cinsel özgürlüğünün” de İnter-star muhabirinin sorduğu saçma sapan sorular ve uyduruk haberler yüzünden saldırıya maruz kaldığını da vurguluyordu.  

Ancak esas bombayı başka bir Milli Gazete yazarı patlatacaktı.

Hedef aslında Recep Tayyip Erdoğan’dı!

25 Kasım 1993 tarihli Milli Gazete’de İlhan Demir imzasıyla çıkan yazıda yer verilen iddiaları tekrar yayınlıyoruz:

Bu iftira olayından sonra yaptığım araştırma oldukça ilginçti. 12 Eylül öncesinde reklam işleri ile uğraştığım için basında üst mevkilere gelmiş bir sürü dostum var. Gerçi bunlar Refahçı değildir ama ne ben onların yaşantılarına karışırım ne de onlar beni kendilerinden ayrı görürler. Farklı görüşlerde olmamız dostluğumuz için hiçbir zaman engel teşkil etmemiştir. İşte böyle dostlarımdan birini aradım. Akşam söylediği yerde buluştuk. Söz verdiği gibi bu iftira olayını araştırmıştı.Oğlum bu iş basit bir iş değil. Dört gazete var bu işin arkasında. Olay büyük bir tezgâh. Bu işte büyük paralar dönüyor’ deyince ‘Biz de biliyoruz büyük bir tezgâhın arkasında neyin olabileceğini’ dememle adeta hopluyor yerinde. Aramızdaki samimiyete istinaden acayip bir hareket yapıyor, ‘Bir halt bilmiyorsun, sadece tahmin ediyorsun’ diyor ve ekliyor: ‘Oğlum’ diyor, ‘esas tezgâh Recep Tayyip Erdoğan’a hazırlandı.’

Bu adam beni vurdurur!

İsmini açıklamadığı arkadaşından aldığı bilgileri köşesine aktaran İlhan Demir şu çarpıcı satırları da tarihe not düşüyor:

Vildan isimli konsomatris kadın gidip Refah Partisi’ne kaydını yaptıracak ve artık Refahlı olduğunu açıklayacaktı. Birlikte çalıştığı birkaç arkadaşını da Refah’a kaydettirdikten sonra ne yapıp, edip R. Tayyip Erdoğan’la bir yerlerde köşeye çekilip aniden Recep’in boynuna sarılacak ve o sırada orada bulunan foto muhabiri deklanşöre basacaktı. Ertesi gün bütün gazeteler bu haberi basınca İstanbul’da ne Refah kalacaktı, ne de R. Tayyip Erdoğan.”

Ancak yine aynı yazıdan öğreniyoruz ki, Vildan isimli konsomatris, Tayyip Erdoğan’ın Laz olduğunu söyleyerek “bu adam beni vurdurtur” diye korkarak işten cayıyor.  
***

Öyle anlaşılıyor ki, 1993’te kendisine yönelik bir “kaset” komplosundan son anda kurtulan Başbakan Erdoğan, bir zamanlar “bana ne 60 yaşındaki adamın yatak macerasından” diyerek karşı çıktığı kaset kayıtlarını, bugün iç politika malzemesi yaparak bu tür girişimlere çanak tutuyor, girişimcileri de cesaretlendiriyor!

19 Mayıs 2011 Perşembe

Demokrattır Bizim döneklerimiz!

Bugün 19 Mayıs.
Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı.
Aslında bize her gün bayram şu sıralar.
Demokrasi bayramı yaşıyoruz. Yurdun dört bir yanında!
Doyasıya.
Meydanlarda ve hatta ekranlarda!
***

Bilirsiniz…
Bizde “Demokrasi” denilince,
demokrat” gelir akıla…
Bakmayın siz ansiklopedide, sözlükte demokrasinin, demokratın tarifine.
Ne yazarsa, yazsın!
Bırakın.
Satırlar o sayfalarda huzur içinde yatsın!
***

Türkiye’de Demokrat olmanın tek bir koşulu vardır.
En iyi “demokrat”, en kral “dönek”tir.
Ve bu böyledir.
Ve Türkiye’de demokrasi, Demokrat Parti ile başlar.
Hani derdi ya büyüklerimiz, O parti büyüklerimiz ve Demokrasi şehitlerimiz,
Demir Kırat” diye…
İşte böyledir bizim demokrasimiz!
Türkiye’de en kral demokratlar dönektir; demokrasi aşığıdır ama demir’den medet umarlar!
Altı ok baştan beri en büyük düşmanlarıdır.
Orakları yoktur, çekiç’i hiç sevmezler.
Gamalı Haç aslında sempatiktir ama!
Fıtratları gereği Gamalı Hilal olsaydı daha çok severlerdi.
Ve demokrasi anlayışları Demir yumruk gibidir,
Azıcık demir Leydi, az biraz demir perde gibi yönetirler.
Yönetilenleri.
Ve demokrasi onlar için Demir Kırat’tan ibarettir!
***

Bugün 19 Mayıs!
Demokrattır, döneklerimiz
Sevecendirler. Çiçek böcek gibidirler.
Sevmezler Faşizmi.
Yazmış işte Mümtaz’er Türköne; “19 Mayıs’ta neden hala faşist kutlamalar yapıyoruz” diye.
***

Eski tüfeklerin liboş” olmasına alıştım ama
Eski faşistlerin demokrat” olmasına alışamadım!
Kutlu olsun 19 Mayıs!