O günlerde salona girdiğinde “mücahit” sloganlarıyla karşılanıyordu.
Öyle kolay değildi hocanın olduğu yerde böyle karşılanmak… Gücünün doruğundaydı. İstanbul’u hâkimiyetine almış, yavaş yavaş Anadolu’yu fethe hazırlanıyordu! Üstelik muhafazakâr kesimde ezberleri alt üst etmiş, kadınları siyasette ön cepheye sürerek çalmadık kapı, girilmedik sokak bırakmamıştı.
Sapına kadar örgütçüydü.
***
Diyordu ki; “Adil düzeni kurup, Müslüman ülkelerin lideri olacağız.”
En büyük ümmetçiydi
Diyordu ki; “Türkiye uşaklıktan bir an önce kurtulup, Ermeni işadamlarının ağızlarına göre politikalarını ayarlamamalıdır. Bugün sesimizi çıkarmazsak yarın bu adamlar bizim kapımıza da gelirler.”
En büyük milliyetçiydi.
Diyordu ki; “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir diyenler, milleti kandırıyorlar. Egemenlik 5 yılda bir milletindir”
En büyük demokrattı!
***
Türkiye’nin başına bela olan Kürt sorunu için çözüm yine ondaydı…
“İnanç beraberliğinin sağlanması için manevi kalkınma hamlesinin başlatılması” gerekiyordu.
Kıbrıs denilince aslan kesiliyordu.
O’na göre Rauf Denktaş Kıbrıs’ta iki toplum tek devlet sevdalıları tarafından rehin tutuluyordu.
***
Soranlara davasını anlatırken “Bütün bu haksızlıklara karşı dur diyebilmek için ne ABD’ye, ne Siyonizm’e ne de Batı’ya uşak olan, gücünü yalnızca Hak’tan alan “Milli Görüş”ü destekleyerek ‘Adil Düzen’in kurulması için çalışalım” diyordu.
Neredeyse her konuşmasını “zafer yakındır, zafer inananlarındır” diyerek tamamlarken sadece diğer partilerdeki rakiplerine değil, kendi partisi içindeki rakiplerine de futbolculuk günlerinden kalma harika vücut çalımları atıyordu!
***
Derken Siirt’te bir şiir okudu.
Kariyerinde eksik olan “mahpusluk” için cezaevine giderken, “bu şarkı burada bitmez” dedi…
İçeri “Milli Görüşçü” girip “yenilikçi” olarak çıktı.
Demir parmaklıklar öncesinde “Amerika denen Yahudi’nin tek amacı var; Müslümanların topraklarını ele geçirip oraya Yahudi ve Ermenileri yerleştirmek. Bu amacında da başarılı oluyor. Neden? Çünkü Türk idareciler ve Müslümanlar birbirine destek çıkmadıkları için” derken, “beraber yürüdük biz bu yollarda” diyerek çıktığı vakit adil düzeni -düzgünce- bir kenara fırlatıp attı.
“Adalet” ve “Kalkınma” iddiasıyla ilk girdiği seçimlerde iktidar oldu.
Daha sonra Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı, akabinde Medeniyetler İttifakı Projesinin lideri oldu.
***
“Çıkarttım” dediğinde merak edip sormuştum kendime “neyi” diye.
“Gömleği” demişti. Doğrusunu söylemek gerekirse inanmamıştım. Öyle ya insan, üstelik de üstüne çok yakışan bir gömleği neden çıkartmak ister ki! Takiye yapıyor deyip geçmiştim. Hatta “foyası er geç ortaya çıkacak” diye her gün, her saat, her an ve dahi her seçim kendi kendimi yemiştim!
Olmadı!
Doğru söylüyormuş. Gerçekten gömleği çıkartmış.
Çıkan gömleğin sahibi kim mi?
Anladınız siz onu...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder