Elimde bir kitap tutuyorum; tutmasına da acaba kaç kişi bu kitabı okudu diye de içimden geçiriyorum.
Başlığı basit; belki dikkatinizi bile çekmez!
“İhanet Yılları”
***
Başlık size ne söylüyor?
***
Aşk, nefret, entrika, macera, alavere-dalavere çağrıştırıyor değil mi?
Biraz hareket…
Hareketin olduğu yerde bereket belki de?
En azından yıllar önce bir nesli uyuşturmak için ekrana sürülen “pembe diziler” kıvamında bir kitap düşlüyorsunuz belki de!
Hani adı “yalan rüzgarı” “hayat ağacı” ya da “cesur ve güzel” olan diziler tadında bir kitap?
***
Ülkü Tamer’in çevirisiyle İhanet Yılları ilk kez 1975 yılında buluşmuş okuyucusuyla…
Kaç kişi bu kitabı okumuş bilmiyorum.
Kaç kişinin kütüphanesinde bu kitap var bilmiyorum.
Kaç kişinin bu kitaptan haberi var bilmiyorum.
***
“Amerika’da <<komünizm korkusu>>, 1917 Sovyet Devriminden sonra başladı. (…) Bu düzenin savunucuları, duydukları korkuyu kısa zamanda bir <<ulusal korkuya>> dönüştürmeyi amaçladılar. Başsavcı A. Mitchell Palmer’ın önderliğinde <<solcu avına>> giriştiler.”
***
Böyle başlıyor İhanet Yılları ve tam 26 sene varlığını sürdüren “Amerika’ya Karşı Çalışmaları Araştırma Komisyonu”nun hikâyesini anlatıyor bizlere…
***
Peki, neler mi olmuş bu yıllarda?
***
Kabaca değinirsek, 1930’larda “Amerika’yı ele geçirmeye yeminli” geniş bir “Sovyet Casusluk şebekesi” ortaya çıkartılmış! Binlerce kişi sorgulanmış, hapse atılmış.
Ve ardından ikinci dünya savaşı yılları gelmiş…
Yardımsever Amerika, Komünizm tehlikesini; zindanlara attığı, hayatını karattığı binlerce kişiyle birlikte unutarak, Nazilere karşı özgür Avrupa mücadelesine girişmiş!
Müttefiki Sovyet Rusya olduğu halde!
***
Savaş bitmiş; “Nasyonal Sosyalistler” tarihten kazmış ancak bu kez de “Sovyet Sosyalist” tehlikesi baş göstermiş.
Çare; yine Amerika olmuş!
Ve işte bu yıllarda kurulmuş NATO; hür dünya’nın barış ve huzur içinde yaşamasını sağlamak amacıyla…
Ve yine bu yıllarda ortaya çıkmış “Süper NATO” ya da bildiğimiz adıyla Gladio/Kontrgerilla...
Amerikan patentli demokrasi tırpanı da ilk kez bu yıllarda inmiş dünyanın tepesine pervasızca.
Tarih kitaplarına “McCarthy Dönemi” olarak geçen ve ortaçağ’dan sonra en büyük insan avı da yine bu yıllarda meydana gelmiş!
***
Eğer ki, Dünya’ya, en azından üçüncü dünya ülkelerine ihraç edilmekte olan “ileri demokrasi” safsatasının nasıl ölü doğduğunun belgesini arıyorsanız İhanet Yıllarını mutlaka okumalısınız!
***
Gelelim Türkiye’ye…
***
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki; stratejik ortağımız, sadık müttefikimiz Amerika’dan “Demokrasi standartları” bakımından geri kalmamaya yeminimiz var!
Ancak çok zaman kaybetmişiz! Bugün gelinen noktada bu daha net anlaşılıyor.
Mustafa Kemal’in “muasır medeniyet seviyesine ulaşma” hedefinden anlamamız gereken buymuş da haberimiz yokmuş 1950’lere kadar!
Çok şükür 1950’lerde “Küçük Amerika” olma hedefi önümüze konmuş da, doğru rotayı yeniden tutturabilmişiz!
Çok şükür 12 Eylül 1980’de “yeni Türkiye”nin inşasına başlanmış da, bizler daldığımız derin uykudan uyandırılmışız!
Çok şükür Turgut Özal’ın “düşünce ve hamle” stratejisi sayesinde ağır aksak ilerleyen yeni inşaat hızlanmış da Türkiye çağ atlamış…
Ve çok şükür ki, Türkiye Cumhuriyet’ini “demokratik cumhuriyet”e çevirmek için 3 Kasım 2002’de başlatılan hamle 12 Eylül referandumuyla birlikte “ileri demokrasi” evresine ulaştı…
Gözümüz aydın!
Gözün aydın Türkiye!
***
Kuşkusuz 2002’de hızlandırılan Türkiye’nin ileri demokrasi hamlesini Amerika’nın müdahalelerinden bağımsız olarak ele almak mümkün değil.
“İhanet Yılları” kitabında anlatılan ve 1920’lerden başlayarak Amerika’yı şekillendiren süreçle 2002’den beri Türkiye’de yaşananlar arasında güçlü bir bağlantı var.
***
Kanıtlar çok açık.
***
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte, bizzat Amerika Birleşik Devletleri tarafından geliştirilen ve NATO aracılığıyla uygulanan “Yeşil Kuşak” stratejisi yerini “ılımlı İslam” konseptine bıraktı. Yeni döneme uygun bir zemin yaratılması için birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de köklü bir yapısal dönüşüme tabi tutuldu.
***
Yıllarca Amerika’nın şekillendirdiği derin devlet tarafından “örselenen” ve “ötekileştirilen” siyasal İslamın en ateşli savunucuları bir anda gömlek değiştirerek Türkiye’de iktidara geldiler.
***
“Ilımlı İslam” projesine uygun olarak, bugün bile sınırları, kapsamı, amacı belli olmayan “Medeniyetler İttifakı”nın eş başkanlığı AK Parti önderliğindeki Türkiye’ye verildi; Rusya’ya karşı soğuk savaş dönemi boyunca ileri karakol görevini gören Türkiye, -resmi olarak açıklanmasa bile- bu kez de İran’a karşı karakol görevini üstlendi.
***
Türkiye’de dönem dönem kabuk değiştiren derin devlet, yeni NATO konseptine uygun bir şekilde tasfiye edildi ve eski CHP genel başkanı Deniz Baykal’ın, çok doğru tespitiyle, AK Parti kendi derin devletini kurdu.
***
1950’lerde Amerika’da yaratılan korku ikliminin bir benzeri 2007’den sonra Ergenekon soruşturmalarıyla birlikte Türkiye’de yaratıldı. Ucu açık bir biçimde sürdürülen bu soruşturmalar muhalif söylemleri “ılımlı İslam” projesine uygun biçimde tasfiye etmeye yönelik bir büyük insan avına dönüştü.
***
Bizzat Ergenekon soruşturmalarını yürütenler tarafından Türkiye’de bir “Darbe Paranoyası” yaratıldı. Bu paranoyadan beslenen ana akım siyasi damar ise muhalif kesimleri torna tezgahından geçirmeye devam ediyor.
***
Tabloyu merak ediyor musunuz?
***
İpin ucunu kaçıranlar için özetlemek gerekirse, bugün Ergenekon’daki iddianame sayısı 16. Toplam sanık sayısı 531. Sayfa sayısı ise 8 bin 32.
***
“
(…)
Ergenekon operasyonu tarihsel olarak Birinci Cumhuriyeti sonlandırma ve İkinci Cumhuriyeti kurmanın aracı haline geldi. Ergenekon operasyonunun bu niteliği ve amacı başlangıçta sol tarafından yeterince görülemedi. Üzerinde çalışılmış bir siyasal komplo olan Ergenekon operasyonun felsefi, ideolojik, tarihsel ve siyasal derinliği yeterince anlaşılamadı. Hatta, “derin devlet” ya da Kontrgerillanın tasfiye edileceğine dair bir umut da yarattı. Sol’un ve sosyalist hareketin ana akımları bu psikolojik harp operasyonuna inanmasa da, belli bir muhalif kesim bu komplo aracılığıyla liberal-muhafazakar ittifakın, dolayısıyla iktidarın peşine takılarak yedeklendi.”
***
Merdan Yanardağ’ın yukarıda alıntıladığım bu tespitine katılmamak mümkün mü? İşte Türkiye’nin bugün geldiği noktadaki ileri demokrasi karnesi bu!
***
Ve 12 Haziran’daki genel seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi, artık kaba inşaatı biten “yeni Türkiye”de, kalan ince işleri halletmek üzere iktidara bir kez daha, tek başına talip olacak.
Başbakan Erdoğan, bu bağlamda “2023 Vizyonu” olarak nitelendirdiği seçim beyannamesini 15 Nisan’da açıklayacak!
Aslında bir hafta daha bekleyip, 23 Nisan’da açıklasaydı vermek istediği mesaj bakımından daha güçlü olabilirdi…
Siyasi Popülizmi en iyi uygulayan parti ve onun lideri olarak Erdoğan’dan beklenen de aslında bu idi. Zira her fırsatta “kayıtsız şartsız millet egemenliği”den bahsedip bu kadar şahsi oynayan bir başka lider henüz Türkiye’ye gelmedi.
***
Son söz olarak, İleri Demokrasi için canını vermeye razı olanlar, yetmez ama evet deyip, Türkiye’de hukukun ırzına geçilmesine “rey” verenler; İhanet Yıllarını bir zahmet bulun da okuyun. Eminim ki kitapta yazılanları okudukça bugün Türkiye’de yaşananlar sizin de yüzünüze bir tokat gibi çarpacaktır.
***
Ben mi?
Boş verin beni!
Ben dudağımda asi bir ezgi, mırıldanarak dolaşıyorum:
“Demir kapılar da yanar adım özgürlük oldukça”