27 Nisan 2011 Çarşamba

Çılgın!

Çılgın projeyi yazmayacağım.
Nesini yazayım?
Türkiye çok çılgın projeler gördü…
Mesela küçük Amerika olacaktık?
Olduk mu?
Olduk, olduk!
Her semtte bir zenginimiz var çok şükür!
Her ne kadar semtin geri kalanı  ya da açlık sınırında yaşasa da var işte!
Bitti mi? Biter mi hiç!
Durmak yok yola devam.
Yol demişken; duble yollarımız var!
Rahat rahat trafik kazalarında, konfor içinde ölebildiğimiz! Hatta belediyelere sorun çıkartmadan, yapıldıktan birkaç gün sonra çöken cinsinden!
Çöken dediysek kanınız donmasın!
Çok şükür memleketim sımsıcak!
Basıyorsunuz kombinin düğmesine tüm ev ısınıyor!
Yetmiyor. Yetmez!
Bir daha basıyorsun; evde sıcak su!
İşte modern olmak bu!
Gelişmek bu!
Kalkınmak bu!
Ah benim kardeşim!
Dünya’da kriz oldu. Etkilendi mi Türkiye’m?
Bakmayın siz eğitim masrafını ödeyemediği için annesi hapse düşen gencin intihar ettiğine!
Dünya ekonomileri arasında 17. Sıradayız evvel Allah!
İstisnalar kaideyi bozar mı?
Bozmaz canım hemşerim bozmaz!
Neden?
Gelişmiş ülkeyiz de ondan!
Gelişmiş derken hakikaten gelişmiş ülkeyiz!
Bakın ne güzel ileri derecede şifreleme uzmanlarımız var!
Geleceğimiz emin ellerde yani şüpheniz olmasın!
Seçkinci anlayışı, doğru şifreleme yoluyla seçilmiş bireyler aracılığıyla yıkacağız!
Demir gibi imanımız var!
İman demişken; İmam olmadan iman olur mu?
Olmaz evvel Allah!
Çok şükür imana kavuşmak için imam ordumuz var!
Bakın her ailenin doktoru yanı sıra bir de imamı var!
Her derde deva!
Bin musibetle uğraşıyorlar! 
Zararlı ne çok şey varsa bir bir tespit edip ayıklıyorlar!
*** 
Şimdi canım ülkemde bu kadar güzellik varken siz olsanız Başbakanın bu çılgın projesi hakkında yazar mısınız?
Ben yazmam!
Amma... İlla ki birşeyler yapmak istiyorsanız Burak Kut´un "çılgınım" şarkısını dinleyebilirsiniz!
İnanın iyi gidiyor!

Giz

Öğreniyoruz ki CIA başkanı Leon Panetta “sır gibi” saklanan bir ziyaret gerçekleştirmiş Ankara’ya…
Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu” bir ülkede hiçbir şey sır olarak kalmaz bildiğiniz gibi.
Bizde öğrendik bugün.
Ve bildiklerimiz de büyük bir sırdır aslında…
Onu da 1 Nisan tarihli Yeni Şafak Gazetesinden öğreniyoruz…
Malum öğrenmenin yaşı yok ya öğreniyoruz işte yavaş yavaş: “Gizemli derneğin 2923 no’lu” paşası…
Allah Allah! Hangi dernek ki bu acaba? Kim bu paşa…
Sabırsız olma diyorum kendime.
Okuyorum…
Yeni Şafak’ın özel haberiymiş… Belli ki özel olarak, özenle hazırlanmış bir haber.
Hooop! öğreniyoruz ki paşamız ‘Darbe Andıcı’nı Erzincan’da uygulamaya soktuğu iddia edilen Ergenekon sanığı Orgeneral Saldıray Berkmiş…  
Tanrım!
Orgeneral Berk varsa kesin sakıncalı bir durum vardır.
Haberden anladığım bu! Soluğumu tuttum okuyorum.
Meğerse org Berk, terfisini, sicilini etkileyeceğini bile bile, 2005’te 4. Kolordu komutanı iken Ankara Kulübüne gizlice üye olmuş!
Yok yok yanlış okumadınız…
Ankara Kulübüne üye olmuş… Yetmemiş; yememiş içmemiş hem de gizlice üye olmuş!
İlk sayfadan duyurduğu çarpıcı anons ile okuyucunun heyecanını zirveye taşıyan özel haberin sahibi Kamil Maman, bombaları 16. Sayfada patlatmış…
Etraf toz duman…
Ankara Kulübü, tıpkı Encümen-i Daniş, Büyük KulüpAnadolu Kulübü, gibi bürokrasi ve siyasete yön veren gizemli bir dernekmiş…
Üyeleri arasında çok sayıda bürokratasker ve CHP’liler varmış! 
Berk’in referansı Eruygur’un listesindenmiş...
Ne demekse…
Neyse boş verin listeyi misteyi…
CHP’liler var. Asker var. Bürokrat var. Üyeleri sır gibi saklanıyormuş…
Alın size güçlü Ergenekon bağı kanıtları…
Daha ne olsun!
***
Ergenekon’u, gizemli derneği falan bilmem ama ben son günlerin popüler bir örgütüne üyeyim…
SSKla! Yani “saçma sapan konuşma la” örgütüne üyeyim.
Yeni Şafak’a bu sır gibi saklanan derneğin özel haberini yapan Kamil Maman’ı da örgüte davet ediyorum.
Biz burada çok mutluyuz!
Belki  hayal dünyamız geniş değil; sınırsız komplo senaryomuz yok! Hayat alıp, hayat vermiyoruz. Şerefle oynayıp, insan onurunu pazarlamıyoruz!
Ama biz burada insan olduğumuz için gerçekten çok mutluyuz!
Ama aramızda kalacaksa ve özel habere konu olmayacaksa bildiğim bazı üyeleri açıklamak istiyorum izninizle;  Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek,  eski meclis başkanlarından Bülent Arınç ve Köksal Toptan ile mevcut TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin…
Hadi gelinde çıkın işin içinden!

Gömlek

O günlerde salona girdiğinde “mücahit” sloganlarıyla karşılanıyordu.
Öyle kolay değildi hocanın olduğu yerde böyle karşılanmak… Gücünün doruğundaydı. İstanbul’u hâkimiyetine almış, yavaş yavaş Anadolu’yu fethe hazırlanıyordu! Üstelik muhafazakâr kesimde ezberleri alt üst etmiş, kadınları siyasette ön cepheye sürerek çalmadık kapı, girilmedik sokak bırakmamıştı.
Sapına kadar örgütçüydü.
***
Diyordu ki; “Adil düzeni kurup, Müslüman ülkelerin lideri olacağız.
En büyük ümmetçiydi
Diyordu ki; “Türkiye uşaklıktan bir an önce kurtulup, Ermeni işadamlarının ağızlarına göre politikalarını ayarlamamalıdır. Bugün sesimizi çıkarmazsak yarın bu adamlar bizim kapımıza da gelirler.
En büyük milliyetçiydi.
Diyordu ki; “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir diyenler, milleti kandırıyorlar. Egemenlik 5 yılda bir milletindir
En büyük demokrattı!      
***
Türkiye’nin başına bela olan Kürt sorunu için çözüm yine ondaydı…
İnanç beraberliğinin sağlanması için manevi kalkınma hamlesinin başlatılması” gerekiyordu.
Kıbrıs denilince aslan kesiliyordu.
O’na göre Rauf Denktaş Kıbrıs’ta iki toplum tek devlet sevdalıları tarafından rehin tutuluyordu.
***
Soranlara davasını anlatırken “Bütün bu haksızlıklara karşı dur diyebilmek için ne ABD’ye, ne Siyonizm’e ne de Batı’ya uşak olan, gücünü yalnızca Hak’tan alan “Milli Görüş”ü destekleyerek ‘Adil Düzen’in kurulması için çalışalım” diyordu.
Neredeyse her konuşmasını “zafer yakındır, zafer inananlarındır” diyerek tamamlarken sadece diğer partilerdeki rakiplerine değil, kendi partisi içindeki rakiplerine de futbolculuk günlerinden kalma harika vücut çalımları atıyordu!
***
Derken Siirt’te bir şiir okudu.
Kariyerinde eksik olan “mahpusluk” için cezaevine giderken, “bu şarkı burada bitmez” dedi…
İçeri “Milli Görüşçü” girip “yenilikçi” olarak çıktı.
Demir parmaklıklar öncesinde Amerika denen Yahudi’nin tek amacı var; Müslümanların topraklarını ele geçirip oraya Yahudi ve Ermenileri yerleştirmek. Bu amacında da başarılı oluyor. Neden? Çünkü Türk idareciler ve Müslümanlar birbirine destek çıkmadıkları için” derken, “beraber yürüdük biz bu yollarda” diyerek çıktığı vakit adil düzeni -düzgünce- bir kenara fırlatıp attı.
Adalet” ve “Kalkınma” iddiasıyla ilk girdiği seçimlerde iktidar oldu.
Daha sonra Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı, akabinde Medeniyetler İttifakı Projesinin lideri oldu.
***  
Çıkarttım” dediğinde merak edip sormuştum kendime “neyi” diye.
Gömleği demişti. Doğrusunu söylemek gerekirse inanmamıştım. Öyle ya insan, üstelik de üstüne çok yakışan bir gömleği neden çıkartmak ister ki! Takiye yapıyor deyip geçmiştim. Hatta “foyası er geç ortaya çıkacak” diye her gün, her saat, her an ve dahi her seçim kendi kendimi yemiştim!
Olmadı!
Doğru söylüyormuş. Gerçekten gömleği çıkartmış.
Çıkan gömleğin sahibi kim mi?
Anladınız siz onu...

Tesadüftür, Tesadüf

Türkiye’de kritik dönemeçler, nedense hep sancılı ve sarsıcı tesadüfler(!) eşliğinde dönülüyor…
Bunu artık ilköğretim çağındaki çocuklar bile anladı. Üstelik şifreye mifreye de ihtiyaç duymadan! Ve fakat görünen o ki, -benim gibi- bir kısım aklı kısa, şifre yoksunu halk erbabı henüz bu durumu idrak edebilmiş değil! Yoksa her saniye değişen Türkiye gündemine böyle şaşkın şaşkın bakmamı başka türlü nasıl açıklayabilirim?
Açıklayamam.
Tesadüf der geçerim!
*** 
Tesadüf demişken; en son “Aşk tesadüfleri sever”i izlemiştim. Romantik filmlerden hoşlanmasam da, senaryosunu zorlama bulsam da beğenmiştim.
Sonra düşündüm… Türkiye’de her şey zaten tesadüf değil miydi?
***
Siyaset “ezilmişler romantizmi” üzerine kurgulanıyor, lider “en mağdur olmuş” kişiler arasından çıkıyor ve iktidar da “tesadüfen okunan bir şiir” ile birlikte kapıyı çalıveriyordu!
Tam da böyleydi!
Yemin ediyorum…
*** 
Hatırlamıyor musunuz?
Demokrasi yarışında 100 metreyi en hızlı kim koşmuştu? -Adalet ve Kalkınma Partisi!
Allah Allah!
2007 seçim beyannamesinde geniş mutabakatlı “sivil anayasa”dan bahseden AKP, nasıl olmuştu da, “Erdoğan iradesine” dayanan bir anayasa değişikliği ile demokrasi kahramanı olmuştu? 
Tesadüfen!
*** 
Yüksek Seçim Kurulu oturmuş; düşünmüş, taşınmış ve referandumun bir seçim olduğuna karar vermiş; Anayasa´daki "seçim kanunlarındaki değişiklikler, bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz" hükmüne dayanarak, referandumun anayasa değişikliğinin yayımlandığı tarihten sonraki 60 günü değil 120 günü takip eden ilk Pazar günü yapılmasına hükmetmişti.
Böylece Türkiye, 30 yıl sonra, “Kenan Evren Anayasası” ile hesaplaşma fırsatını yine bir 12 Eylül günü “Erdoğan Anayasası”na evet diyerek bulmuştu!
Ne diyelim işte tesadüf! 
*** 
Aynı Yüksek Seçim Kurulu dün de oturdu; düşündü, taşındı ve Barış ve Demokrasi Partisi tarafından desteklenen 12 bağımsız adayın seçime giremeyeceğine hükmetti!
Daha bir sene önce aldığı karar ile referandumu 12 Eylül’e denk getirterek kahraman olan YSK, oldu mu size bir anda statükonun kalesi; Ergenekon’un yargıdaki son mevzisi!
Oldu!
Ne diyelim acı bir tesadüf!
*** 
Recep Tayyip Erdoğan’ın aday tanıtım toplantısında, tarihe not düşülecek dehşetengiz konuşması da böylece arada kaynayıp gitti mi?
Gitti!
Bu da katmerli tesadüf!

12 Eylül ve Dava İhale Kurumu

Ben bir Kamu İhale Kurumunu bilirdim.
Yanılıyormuşum!
Bir de Dava İhale Kurumu varmış…
Onu da 7 Nisan tarihli gazetelerden öğrendim. 
***
Bakın “yoğun gündemin” gürültüsü patırtısı arasında kaynadı gitti…
Türkiye’yi “ileri demokrasi” düzenine taşıyan 12 Eylül referandumunun üzerinden tam 7 ay geçtikten sonra nihayet 12 Eylül Darbesine yargı yolu açılmış…
Tam 7 aydır düşünen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı nihayet kararını vermiş; düğmeye basmış…
Tam da 12 Haziran seçimlerine 2 ay kalmışken…
Ne diyelim; hayırlı uğurlu olsun! 
***
Olsun da; gelin şimdi şu süreci bir inceleyelim…
Soruşturmayı kim yapacak?
Zaman gazetesinin haberine göre soruşturma için “belirlenen” isim savcı Murat Demir!
Yani ihale ona kalmış! 
***
Murat Demir’i tanıyalım o halde…
Uzun yıllar adalet müfettişi ve başmüfettiş olarak görev yapmış.
İleri Demokrasi ürünü olan 2010 model HSYK’nın 06 Ocak 2011 tarihli kararnamesi ile Ankara Cumhuriyet Savcılığına getirilmiş.
Memur suçları savcısı olmuş…
Kısa zamanda tüm yetenek ve hünerlerini göstermiş olacak ki, göreve başladıktan tam bir ay sonra en az “Ergenekon soruşturması” kadar prestijli(!) bir başka soruşturmanın başına atanmış…
***
Anlaşılan o ki, yeni savcımız da “nerede hareket orada bereket” diye düşünenlerden…
Soruşturmanın başına geçer geçmez ilk işi “devlet Arşivleri”ni basmak olmuş…
Genelkurmay’ın “kozmik odası”ndan sonra devletin “kozmik odası”da polis kontrolüne geçmiş böylece…
Zaman gazetesi muhabiri Metin Arslan imzalı 8 Nisan tarihli habere göre, ele geçirilen dokümanlar(!) arasında dönemin Milli Güvenlik Konseyi üyeleri tarafından imzalanan bazı evraklar ile verilen talimat ve genelgeler varmış
Konseyin emriyle kurulan Bakanlar Kurulu talimatları da yine ele geçen belgeler arasındaymış… 
*** 
Ve yine Zaman gazetesinden öğreniyoruz ki, hazırlanacak olan iddianame sadece darbeyi gerçekleştiren Mili Güvenlik Konseyi üyelerine yönelik olmayacakmış!
Darbe emrini veren kuvvet komutanlarının yanı sıra, emri uygulayan sorumlu polis, asker ve bürokratlar da soruşturma kapsamına alınacakmış…
***
Alın size ucu açık bir soruşturma daha…
Hangi polis, hangi asker, hangi memur soruşturmaya dahil edilecek?
Örneğin “uyuyan bakan” olarak hepimizin gönlünde taht kuran tontiş mi tontiş eski kültür bakanımız Atilla Koç, 12 Eylül darbesi esnasında Nusaybin Kaymakamı olarak görev yapıyordu…
Siyasi yasaklarla birlikte Nusaybin Kaymakamlığının yanı sıra belediye başkanlığı görevini de yürüten Koç, hazırlanacak olan iddianamede kaç numaralı sanık olarak yer alacak?
Hazır vekilliği bittiğinden dolayı dokunulmazlığı da olmayacakken kendisini tutuklu olarak görecek miyiz? 
***
Mesela Mehmet Ağar…
Soruşturma da yer alacak mı?
Ya da Abdülkadir Aksu?
Bu liste uzar gider… 
***
Peki, ya askeri kanat?
Savcının Zaman gazetesine yaptığı açıklamalardan anlaşılan o ki, iş kuvvet komutanlarıyla kalmayacak…
Emir komuta zinciri içinde görev alan herkes soruşturmaya dahil edilecek mi?
Malum Ergenekon soruşturması kapsamında TSK’nın üst düzey yönetim kadrosunun büyük bir kısmı demir parmaklıklar ardında…
Öyle anlaşılıyor ki, “12 Eylül” soruşturmasıyla da geri kalan kısmı derdest edilecek!
Zira 12 Eylül darbesinde teğmen, üst teğmen olanlar bugün general rütbesine ulaşmış durumdalar! 
***
İddianameyi en erken 6 ay, en geç bir yıl içerisinde tamamlayacak olan savcı Murat Demir’in dalga dalga gelmesi muhtemel arama ve gözaltı operasyonlarını da merak etmiyor değilim!
Misal dönemin Bülent Ulusu hükümetinde ekonomiden sorumlu Bakan olarak görev alan rahmetli Turgut Özal’ın anıt mezarına baskın düzenlenip, gizli belge ve mühimmat aramak amacıyla kazı yapılırsa ne olur?
Şamata olur!
Ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne baskın yapılsa ne olur?
Öyle ya dönemin Milli Güvenlik Konseyi, Kurucu Meclis ve Danışma Meclisi tutanakları savcılar için birçok yasadışı eylem ve planın deşifre edilmesi için altın değerinde olamaz mı?
TBMM arşivinde yer alan bu tutanaklar da “TBMM’den ele geçirilen dokümanlar” olarak bir dvd’de toplanıp sanık avukatlarına verilse ne olur?
Gırgır olur! 
***
Hadi canım demeyin!
Burası Türkiye…
Bal gibi olur…
Bakın Fehmi Koru köşesinden “Milli Güvenlik Kurulu tutanakları incelenmelidir” şeklinde buyuruyor ve ekliyor; “acaba son 50 yıl boyunca ülkemizi karıştıran siyasi suikastlar ve kitle eylemleri için de MGK’da kara alınmış mıdır? 
***
Şimdi 12 Eylül gibi toplumun -Fehmi Korugiller haricinde- tüm kesimlerini etkileyen böylesine önemli bir soruşturmayı yürüten savcılık makamı bu yazıyı bir ihbar kabul ederse ne olur?
Makara olur!

***
Bütün bunlardan sonra vardığım nokta şudur ki, 12 Eylül referandumu ile birlikte adeta bir dava ihale kurumuna dönen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, şüphesiz kendine en uygun olan savcıyı belirleyerek, görevlendirmiştir.
Tıpkı eski Ergenekon savcısı Zekeriya Öz gibi, Ankara’nın da artık sansasyonel bir savcısı olmuştur.   
***
Fakat Türkiye’de sözde demokrasi dönüşümünü gerçekleştirmeye çalışanların bir hesabı daha var;
-Her ne kadar görevden el çektirilmiş gibi dursa da- Zekeriya Öz ve Murat Demir’in yanına eklenecek bir başka isimle yargı troykası tamamlanırsa toplum için köklü bir değişim ve özgürlük umudu doğabilir…
Ve kuşkusuz bu isimde daha önceki darbeci HSYK tarafından yetkileri elinden alınan Ferhat Sarıkaya’dır
Beklenti Sarıkaya’nın özel yetkileriyle birlikte Ankara’ya atanarak bu soruşturmada görev almasıdır…
Yargıda özgürlük, Türkiye’de demokrasi troykası bu şekilde mümkün olabilir ancak!
Ve bu yönde haberlerin sütunları işgal etmesi de uzak değildir… 
***
Askerde bir söz vardır “emir demir’i keser” diye…
Bakalım HSYK’dan aldığı emirle harekete geçen Murat Demir’e ne olacak? 
Zekeriya Öz nelere imza atacak
Ve Ferhat Sarıkaya nerede görevlendirilecek?
Zaman her şeyi gösterecek…
Biraz sabır! 
Meraklısına küçük bir not: 12 Eylül ile ilgili gelen şikâyetleri inceleyip “takipsizlik” kararı veren Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekili Hamza Keleş’in yetkileri HSYK tarafından geçtiğimiz günlerde elinden alındı. Hamza Keleş’in de Ergenekoncu olduğu önümüzdeki günlerde ortaya çıkabilir…
İzlemekte fayda var! 

11 Nisan 2011 Pazartesi

İhanet Yılları


Elimde bir kitap tutuyorum; tutmasına da acaba kaç kişi bu kitabı okudu diye de içimden geçiriyorum.
Başlığı basit; belki dikkatinizi bile çekmez!
İhanet Yılları

***
Başlık size ne söylüyor?

***
Aşk, nefret, entrika, macera, alavere-dalavere çağrıştırıyor değil mi?
Biraz hareket…
Hareketin olduğu yerde bereket belki de?
En azından yıllar önce bir nesli uyuşturmak için ekrana sürülen “pembe diziler” kıvamında bir kitap düşlüyorsunuz belki de! 
Hani adı “yalan rüzgarı” “hayat ağacı” ya da “cesur ve güzel” olan diziler tadında bir kitap?

***
Ülkü Tamer’in çevirisiyle İhanet Yılları ilk kez 1975 yılında buluşmuş okuyucusuyla…
Kaç kişi bu kitabı okumuş bilmiyorum.
Kaç kişinin kütüphanesinde bu kitap var bilmiyorum.
Kaç kişinin bu kitaptan haberi var bilmiyorum.

***
Amerika’da <<komünizm korkusu>>, 1917 Sovyet Devriminden sonra başladı. (…) Bu düzenin savunucuları, duydukları korkuyu kısa zamanda bir <<ulusal korkuya>> dönüştürmeyi amaçladılar. Başsavcı A. Mitchell Palmer’ın önderliğinde <<solcu avına>> giriştiler.

***
Böyle başlıyor İhanet Yılları ve tam 26 sene varlığını sürdüren “Amerika’ya Karşı Çalışmaları Araştırma Komisyonu”nun hikâyesini anlatıyor bizlere…

***
Peki, neler mi olmuş bu yıllarda?

***
Kabaca değinirsek, 1930’larda “Amerika’yı ele geçirmeye yeminli” geniş bir “Sovyet Casusluk şebekesi” ortaya çıkartılmış! Binlerce kişi sorgulanmış, hapse atılmış.
Ve ardından ikinci dünya savaşı yılları gelmiş…
Yardımsever Amerika, Komünizm tehlikesini; zindanlara attığı, hayatını karattığı binlerce kişiyle birlikte unutarak, Nazilere karşı özgür Avrupa mücadelesine girişmiş!  
Müttefiki Sovyet Rusya olduğu halde!




***
Savaş bitmiş; “Nasyonal Sosyalistler” tarihten kazmış ancak bu kez de “Sovyet Sosyalist” tehlikesi baş göstermiş.
Çare; yine Amerika olmuş!
Ve işte bu yıllarda kurulmuş NATO; hür dünya’nın barış ve huzur içinde yaşamasını sağlamak amacıyla…
Ve yine bu yıllarda ortaya çıkmış “Süper NATO” ya da bildiğimiz adıyla Gladio/Kontrgerilla...
Amerikan patentli demokrasi tırpanı da ilk kez bu yıllarda inmiş dünyanın tepesine pervasızca.
Tarih kitaplarına “McCarthy Dönemi” olarak geçen ve ortaçağ’dan sonra en büyük insan avı da yine bu yıllarda meydana gelmiş! 

***
Eğer ki, Dünya’ya, en azından üçüncü dünya ülkelerine ihraç edilmekte olan “ileri demokrasi” safsatasının nasıl ölü doğduğunun belgesini arıyorsanız İhanet Yıllarını mutlaka okumalısınız!

***
Gelelim Türkiye’ye…

***
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki; stratejik ortağımız, sadık müttefikimiz Amerika’dan “Demokrasi standartları” bakımından geri kalmamaya yeminimiz var!
Ancak çok zaman kaybetmişiz! Bugün gelinen noktada bu daha net anlaşılıyor.
Mustafa Kemal’in “muasır medeniyet seviyesine ulaşma” hedefinden anlamamız gereken buymuş da haberimiz yokmuş 1950’lere kadar!
Çok şükür 1950’lerde “Küçük Amerika” olma hedefi önümüze konmuş da, doğru rotayı yeniden tutturabilmişiz!
Çok şükür 12 Eylül 1980’de “yeni Türkiye”nin inşasına başlanmış da, bizler daldığımız derin uykudan uyandırılmışız!
Çok şükür Turgut Özal’ın “düşünce ve hamle” stratejisi sayesinde ağır aksak ilerleyen yeni inşaat hızlanmış da Türkiye çağ atlamış…    
Ve çok şükür ki, Türkiye Cumhuriyet’ini “demokratik cumhuriyet”e çevirmek için 3 Kasım 2002’de başlatılan hamle 12 Eylül referandumuyla birlikte “ileri demokrasi” evresine ulaştı…
Gözümüz aydın!
Gözün aydın Türkiye!

***
Kuşkusuz 2002’de hızlandırılan Türkiye’nin ileri demokrasi hamlesini Amerika’nın müdahalelerinden bağımsız olarak ele almak mümkün değil. 
İhanet Yılları” kitabında anlatılan ve 1920’lerden başlayarak Amerika’yı şekillendiren süreçle 2002’den beri Türkiye’de yaşananlar arasında güçlü bir bağlantı var.

***
Kanıtlar çok açık.

***
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte, bizzat Amerika Birleşik Devletleri tarafından geliştirilen ve NATO aracılığıyla uygulanan “Yeşil Kuşak” stratejisi yerini “ılımlı İslam” konseptine bıraktı. Yeni döneme uygun bir zemin yaratılması için birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de köklü bir yapısal dönüşüme tabi tutuldu.

***
Yıllarca Amerika’nın şekillendirdiği derin devlet tarafından “örselenen” ve “ötekileştirilensiyasal İslamın en ateşli savunucuları bir anda gömlek değiştirerek Türkiye’de iktidara geldiler. 

***
Ilımlı İslam” projesine uygun olarak, bugün bile sınırları, kapsamı, amacı belli olmayan “Medeniyetler İttifakı”nın eş başkanlığı AK Parti önderliğindeki Türkiye’ye verildi; Rusya’ya karşı soğuk savaş dönemi boyunca ileri karakol görevini gören Türkiye, -resmi olarak açıklanmasa bile- bu kez de İran’a karşı karakol görevini üstlendi.   

***
Türkiye’de dönem dönem kabuk değiştiren derin devlet, yeni NATO konseptine uygun bir şekilde tasfiye edildi ve eski CHP genel başkanı Deniz Baykal’ın, çok doğru tespitiyle, AK Parti kendi derin devletini kurdu.

***
1950’lerde Amerika’da yaratılan korku ikliminin bir benzeri 2007’den sonra Ergenekon soruşturmalarıyla birlikte Türkiye’de yaratıldı. Ucu açık bir biçimde sürdürülen bu soruşturmalar muhalif söylemleri “ılımlı İslam” projesine uygun biçimde tasfiye etmeye yönelik bir büyük insan avına dönüştü.

***
Bizzat Ergenekon soruşturmalarını yürütenler tarafından Türkiye’de bir “Darbe Paranoyası” yaratıldı. Bu paranoyadan beslenen ana akım siyasi damar ise muhalif kesimleri torna tezgahından geçirmeye devam ediyor.

***
Tabloyu merak ediyor musunuz?

***
İpin ucunu kaçıranlar için özetlemek gerekirse, bugün Ergenekon’daki iddianame sayısı 16. Toplam sanık sayısı 531. Sayfa sayısı ise 8 bin 32.

***
(…)

Ergenekon operasyonu tarihsel olarak Birinci Cumhuriyeti sonlandırma ve İkinci Cumhuriyeti kurmanın aracı haline geldi. Ergenekon operasyonunun bu niteliği ve amacı başlangıçta sol tarafından yeterince görülemedi. Üzerinde çalışılmış bir siyasal komplo olan Ergenekon operasyonun felsefi, ideolojik, tarihsel ve siyasal derinliği yeterince anlaşılamadı. Hatta, “derin devlet” ya da Kontrgerillanın tasfiye edileceğine dair bir umut da yarattı. Sol’un ve sosyalist hareketin ana akımları bu psikolojik harp operasyonuna inanmasa da, belli bir muhalif kesim bu komplo aracılığıyla liberal-muhafazakar ittifakın, dolayısıyla iktidarın peşine takılarak yedeklendi.”

***
Merdan Yanardağ’ın yukarıda alıntıladığım bu tespitine katılmamak mümkün mü? İşte Türkiye’nin bugün geldiği noktadaki ileri demokrasi karnesi bu!
***
Ve 12 Haziran’daki genel seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi, artık kaba inşaatı biten “yeni Türkiye”de, kalan ince işleri halletmek üzere iktidara bir kez daha, tek başına talip olacak.
Başbakan Erdoğan, bu bağlamda “2023 Vizyonu” olarak nitelendirdiği seçim beyannamesini 15 Nisan’da açıklayacak!
Aslında bir hafta daha bekleyip, 23 Nisan’da açıklasaydı vermek istediği mesaj bakımından daha güçlü olabilirdi…
Siyasi Popülizmi en iyi uygulayan parti ve onun lideri olarak Erdoğan’dan beklenen de aslında bu idi. Zira her fırsatta “kayıtsız şartsız millet egemenliği”den bahsedip bu kadar şahsi oynayan bir başka lider henüz Türkiye’ye gelmedi.

***
Son söz olarak, İleri Demokrasi için canını vermeye razı olanlar, yetmez ama evet deyip, Türkiye’de hukukun ırzına geçilmesine “rey” verenler; İhanet Yıllarını bir zahmet bulun da okuyun. Eminim ki kitapta yazılanları okudukça bugün Türkiye’de yaşananlar sizin de yüzünüze bir tokat gibi çarpacaktır.

***
Ben mi?
Boş verin beni!
Ben dudağımda asi bir ezgi, mırıldanarak dolaşıyorum:
Demir kapılar da yanar adım özgürlük oldukça